Prenses Olmayacağım, Yemişim Beyaz Atlı Prensini! 🌙

January 24, 2018

İnsanlar benim için ikiye ayrılır: Ay Savaşçısı sevenler ve sevmeyenler. Şaka şaka! Bizde ayrımcılık yok tabi ki :) Ama bu zamana kadar hep mesafeli durduysanız ya da komple bilmiyorsanız, bugün şans vermek için güzel bir gün.

 

Zaten biliyor ve seviyor musunuz? Heyt be! Gelin bir kucaklaşalım. Zira Ay Savaşçısı seven bir insan bulmak, benim için hemşerimi bulmak gibidir.

 

 

Çocuklara yönelik bir anime olarak görülse de, dönemin havasından suyundan mı bilinmez, bugünkü çizgi filmlere göre çok daha sertti Ay Savaşçısı. Kötü adamları (bakın bu da cinsiyetçi bir söylemdir aslında, nasıl bilim insanı diyorsak buna da kötü insan dememiz lazım ama neyse) ve canavarları, şimdiki gibi "fasulyeden" değildi. Bunlar basbayağı korkunçtu! 

 

Yanılmıyorsam ilk bölümde, kafası 360 derece Exorcist gibi dönen bir yaratık vardı. Üstüne üstlük karakterlerden birinin annesiydi bir de bu canavar! Zavallı kızcağız annesine sesleniyor, annesi ise evladını "Gel yavrım!" diye bağrına basacağına, kafasını 360 derece döndürüp çocuğa asrın travmasını yaşatıyordu :D Dedim "Ne oluyoruz?" Nasıl kabuslarımıza girmedi bunlar çocukken hayret.

 

Fakat şimdi korkunçluklarını bir kenara bırakalım. Ay Savaşçısı, yayınlandığı dönem devrimsel etkileri olan ve sadece anime alemini değil, tüm çizgi film dünyasını da değiştiren bir diziydi aslında. Çünkü ilk defa Ay Savaşçısı sayesinde, kadın karakterleri kahraman olarak izleme imkanı bulmuştuk. Öncesinde dünyayı kötülerden hep erkekler kurtarırken, artık ortaokullu kızlar kurtarıyordu!

 

 

 

Hayata dair çok değerli şeyler de anlatılıyordu bu animede. Karakterlerin aşkları, flörtleşmeleri, arkadaşlık ilişkileri, zayıf ve güçlü yanlarıyla birlikte, tün insani yönlerini görebiliyorduk. Bunları bu kadar değerli kılansa, hayatın tüm bu sıradan çırpınışlarını bu defa kadınların gözünden izleyebilmemizdi.

 

Sailor Moon'dan sonra, Disney başta olmak üzere tüm çizgi film dünyası kendine çekidüzen vermeye başladı. Oturduğu yerden beyaz atlı prensini beklemek dışında hiçbir şey yapmayan, çıtkırıldım ve pasif kadın karakterlerin yerini; tuttuğunu koparan, hayallerine ulaşabilmek için hayatının erkeğini beklemek yerine kendi rotasını çizen güçlü kadınlar almaya başladı. Ay Savaşçısı koca bir neslin gönlünde böyle özel bir yer tuttuysa, bunun sebebi zayıf ve aciz prenses masalları dinlemekten çocuk yaşta ciğeri solmuş bir jenerasyonun, böyle bir özgürlüğe deliler gibi aç olmasıydı. 

Ay Savaşçısı'ndan önce, ben de herkes gibi prenses masalları dinliyordum elbette. Bu masalların üzerimde bıraktığı etkinin özeti olarak, annemin hala gülerek ve gurur duyarak anlattığı bir anımı paylaşayım. Annem, prensesli bir masal okuduktan sonra -sanıyorum ki Pamuk Prenses masalıydı- bana "Bundan ne ders çıkarttın bakalım?" diye sormuştu. Prensesin başına gelen kötü olayları gözden geçirip, çocuk aklımla ortak bir nokta bulmaya çalıştığımı hayal mayal hatırlıyorum. Bir süre düşünüp en sonunda, bu kötü olaylar zincirinin sorumlusunu bulduğuma kanaat getirerek, anneme şu cevabı vermiştim, "Prenses olmayacağım." 

 

Öyle ya! Herkes toprağına göz koyup sana eziyet edecekse ve sen de karşılığında kuş gibi bakacak, hiçbir şey yapmayacaksan -çünkü tüm masallar prenseslerin salaklık derecesinde saf olduğunu üstüne basa basa anlattığına göre, belli ki prenses olmanın koşullarından biri de buydu- o zaman prenses olmanın ne önemi vardı ki? Yemişim beyaz atlı prensini!

 

İşte tüm bunların şerefine, kanalımda bol Ay Savaşçılı bir fırça inceleme videosu var. Beklerim!

 

 

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Öne Çıkan Yazılar

Kendi Tarzını Kabullenme Rehberi

April 21, 2018

1/4
Please reload

Son Yazılar
Please reload

Arşiv
Please reload

Etiketler
Please reload

Beni Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
ECE DİNÇ LOGO